Müzik dinleme alışkanlıklarımız dönüştükçe gelenekselleşiyor

Streaming servisleri her ihtiyaca çözüm oluyor mu?

Kabul etmemiz gereken bir şey var, streaming platformları mobilizasyon ve pratiklik sağlasa da bir noktadan sonra keşif işlevini -layıkıyla- yerine getirmediği için yeterli olmuyor. İşte bu yüzden son haftalarda radyo dinliyorum. Plaklar da cabası tabii…

Müzik dinlemenin biçimi, aracı değişse de bir şekilde kendimizi alışkanlıklarımızdan uzaklaştıramıyor olabilir miyiz? Bana böyle gelmeye başladı. Yoksa neden radyo dinlemeyi özleyeyim diyorum kendi kendime. Dijital ortamlar aracılığıyla da olsa, arada giren reklamlara rağmen –üstelik sanırım Spotify reklamlarındansa radyo reklamlarını tercih ederim- radyo dinlemek istiyorum şu sıra. Taşı toprağı altın değil elbet; radyodan kaçıp streaminge sığınmamıza neden olan bir sürü şey vardı. Fakat kabul etmeliyiz, streaming platformları da az tat kaçırıcı değil.

Streaming’in derman olamadıkları

İşyerinde Spotify’ı ücretsiz olarak kullanıyorum, cep telefonumda ise Apple Music aboneliğim var. Bu ikisi, zaten tuhaf bir ikilik ve karmaşa yaratıyor. Tamam, Apple Music kullanmayı seçtiğim için bu ikilik biraz da benim tercihlerim nedeniyle oluşuyor. Fakat şunu kabul etmeliyiz; Spotify gerçekten müzik dinlemek için abonelik alan kullanıcıya çok eziyet çektiriyor. Onların seçtiğini dinlemeniz için adeta sizi uçurumdan yuvarlıyor. Apple Music, bu konuda daha sakin, önünüze daha az tabak koyuyor. Keşfetmeyi kendi adınıza yapmanızı sağlıyor. Herkesin müziğini ve herkesin keşfini kendine özel olarak yaşamasını istiyor. Şu hâliyle, benim için daha da tercih edilesi elbette…

Radyonun vadettiği özgürlük

Eğer ‘kendi’ seçtiklerimi dinlemek istemiyorsam –ki bu da işin açıkçası hiç de seyrek olmuyor, kendimi akışa bırakmak istediğim pek sık oluyor- bir radyo açıveriyorum. Farklı ruh halleri ve beklentiler için farklı radyolarım var. Ama ana hatlarıyla 4–5 radyoyu geçmez.

Mesainin erken saatlerinde Borusan Klasik dinliyorum. Zihni meşgul edecek ama yormayacak bir şeyler dinlemeye, matematik işitmeye herkesin ihtiyacı var.

Öğleden sonra Worldwide FM ve Radio Meuh açma ihtiyacı hissettiğim oluyor. Dünyanın farklı köşelerinde insanların ne dinlediğini öğrenmek, pekala işlevli ve keyifli bir şey. Bundan daha güzel ne olabilir sahiden?

Akşam saatlerinde eğer “Ben bir şeyler çalmakla uğraşmayayım, playlist değiştirmeyeyim” diyorsam da Kıyı Müzik var. İlla bir yerlerden yakalıyor beni. Elim boş döndüğüm olmadı, “Ne çalıyorlar yahu öyle” deyip kapattığım da olmadı. Türkiye’de internet radyoculuğunu layıkıyla yapan az sayıda platformdan biri onlar…

Peki, fark etmişsinizdir, bunların hepsi neden internet radyosu?

Dürüst olalım, reklam dinlemek istemiyoruz. Reklam dinlemek istemediğimiz gibi, konuşmayı da az dinlemek istiyoruz. Radyoda konuşmayı seven ve radyo programı yapabilen biri olarak söylüyorum bunları üstelik. Elimde olsa, ben de çenemi tutar ve insanların benim seçtiğim şarkıları dinlemesini sağlarım. Ama ne var ki, ben de kendimi tutamıyorum mikrofonun başına geçtiğimde ve dinleyicimle konuşmaya başlıyorum. Üniversite radyoculuğu dönemlerimden beri bu böyle. 25 dakika boyunca telefon bağlantısında bir konukla 3–4 soruluk sohbet yaptığımı bile hatırlıyorum. Bunlar oluyor, internet radyoları ise çoğunlukla bunlardan uzaklaşmanızı sağlıyor. Sohbet isteyen podcast dinlesin. Nitekim sohbet dinlemek istediğim anlarda dinlediğim podcastlerden ise ayrıca bahsedeceğim.

Bunların hepsinin internet radyosu olmasının bir diğer nedeni ise, FM radyolardaki gibi ‘radyo dostu’ şarkı standartlarının internet radyolarına işlememesi. Kime ne canım, isterse 8 dakikalık kayıt çalar, isterse 45 saniyelik. Ortama uyduktan sonra şarkının süresi ve niteliği internet radyoları için gerçekten çok da büyük bir sıkıntı değil. Radyo geri dönüş içerisinde elbette, ancak ‘dönüşerek’ dönüyor. Eski radyo dinleme kültürü ise son mezunlarını veriyor belki de… Dinleyicinin talepleri değişken ve artık buna ayak uydurmayan herkes yavaş yavaş karanlığa gömülecek.

Plak, bu sürecin neresinde?

Plaklar da ‘keyif’ dinlemesi yapmak istediğim sıralarda elime geçiyor. Onların yeri daha ayrı. Söz gelimi, bir koltukta oturup bir şeyler içerek duvara bakmak istiyorsam orada plaktan yükselen bir Brahms’a ihtiyaç duyuyorum. Morrissey’in vokalini özlediysem daha pratik olan yönteme değil de The Smiths plaklarıma dönüyorum. Plak yüksek sesi beraberinde getiriyor. Benimle paylaşmak isteyen biri olduğunda plaklara elimi atıyorum. Yahut sadece kendi kendime hava atmak istediğimde… Yeterli ‘mobilizasyonu’ sağlamayan bir dinleme aracını esnetmeye, eğip bükmeye çalışmak yerine, olduğu yerde kalmasını ve oradan kıpırdamadan arada sırada bana eşlik etmesini sağlıyorum.

Nitekim sanırım, günümüz plak tüketicileri de aşağı yukarı aynı noktalarda. Biz hepimiz, yavaş yavaş kendini daha da hareketli bir evrene adapte etmeye çalışan insanlar olarak, bir yandan da dinginliğe ve sükunete ihtiyaç duyuyoruz. Bu sükuneti bize sağlayan şey, plaklar… Belki birkaç yıl sonra kasetler geri dönecek, bilmiyorum. Ancak ben plağı tercih ederim muhtemelen o durumda da. Her zaman satın alma fırsatı bulamadığınız (Çünkü işin açıkçası plak dinlemek epey yüksek bütçeli bir şey) plakları hem daha özenli saklıyor hem de onlara daha özel anları ayırıyorsunuz… Plak, işin mutfaktan çıkan sıcak yemek kısmı. Hatta plak, sıcak bir sufle…

Çeşitli ortamlarda müzik: Dağılan zihin mi, geniş evrenler mi?

İyi ama, kafalar dağılmıyor mu? Esasen hayır, dağılmıyor. Bunca farklı ortamda müzik dinlemenin bana yaşattığı en önemli his, farklı koylarda bir gün içerisinde denize girmenin verdiği hisle aynı. Evet birinin suyu diğerinden tuzlu ve biri daha güneşin altında ama benim aradığım da bu zaten. Farklılık. Ortama ve bana görelik, bize görelik.

Müziğin dönüşüm gösterdiği, tüketimlerin çeşitlenip çok boyutlandığı şu noktada ve bunu takip eden süreçte elbette tüketici de geri kalmayacak. Artık hepimiz, yeni sulara ve yeni koylara ihtiyaç duyacağız. Keyifle, zevkle ve mutlulukla açılacağımız yepyeni koylara… Spotify, Apple Music ya da benzerleri ise tek başlarına bu yolculukta bize yetmeyecek. Şimdiye kadar dümeni iyi kırdın dinleyici, bundan sonrası da doğrudan senin elinde. Daha ‘yeni’ bir müzik dinleme deneyimi için yine kapısı çalınacak tek kişi sensin. İyi dinlemeler!

***

Bu yazı, 16 Haziran 2019 tarihinde, Medium blogumda yayınlandı. Bu bloga aktardığım için, o platformdan silindi.

Güncel müzik yazılarıma Dark Blue Notes, Muhabbir ve Benim Müziğim üzerinde devam ediyorum.

Yorum bırakın